Hendese 6. Sayı

Dünya’nın modern! şehirlerinde, Akıllı Şehirler’in sıkça konuşulduğu şu günlerde, bizim medeniyet havzamızda da medeniyetimize dair izler, şehirlerimizle beraber birer birer silinmekte. Dün Basra ve Bağdat derken bugün Musul, Kerkük, Şam ve Halep yok olmakla karşı karşıya. Savaşların yıktığı bu şehirlerin yanı sıra bir de kalabalık nüfusun getirdiği baskı ve ekonomik sebeplerle kendi ellerimizle başka bir şeye dönüştürdüğümüz kadim şehirlerimiz var. Uzağa gitmemize gerek yok Bursa ve İstanbul bunun en güzel örnekleridir. Akıllı Şehirler kavramından uzak durmamız bize bir çözüm vaat etmiyor ancak kavramın içerisine medeniyet tasavvurumuzu yerleştirmemiz, kendi bakış açımızı yansıtmamız gerçeğinden de kaçamayız.

Medeniyet tasavvurumuz üzerine söylenen onca sözden sonra, “yeni bir medeniyet tasavvuru bahsi, çağımızın en hararetli tartışılan konularından biridir. Bugün, geçmişle, tarihimizle organik ilişkisi olan bir medeniyet tasavvuru içerisindeyiz. Bunun içindir ki; geleceğe dair söyleyeceğimiz her söz geçmişimizin yansıması olacaktır. Bu durum bizi daima tarihimizdeki örnekleri incelemeye, üretilenler üzerine düşünmeye ve anlamaya zorunlu kılmaktadır.

İnsanın, “Nereden geldik? Neredeyiz? ve Nereye gidiyoruz?” sorularına verdiği cevaplar içinde bulunduğu medeniyetin dünya görüşünü ortaya koymaktadır. O halde, medeniyet, insanın dünya görüşünün fiziki bir yansımasına; şehir ise medeniyet tasavvurumuzun en açık ve somut yüzüne karşılık gelmektedir.

Şehir, insan ve medeniyet konularında fikir sahibi olmak için ilk başvurduğumuz isimlerden olan Turgut Cansever, şehre dair düşüncelerini şöyle açıklamıştır; “Şehrin varlık özelliklerinin en üst amacı da yaşayan neslin olduğu kadar gelecek nesillerin de manevi kültürel hayatının, idrak ve davranış tercihlerinin en üst düzeyde gelişmesini sağlamak ve düzenlemektir”.

Kaybettiğimiz bir medeniyet düşüncesi bizlere kendimizi sorgulamamız gerektiğini hatırlattı. Bu yüzdendir ki; “Medeniyet nedir? Şehir nasıl inşa edilir?” gibi düşüncelerle günümüzde birçok yazar ilgilenmektedir. Biz de bu sayıda “kaybettiğimiz bir medeniyet” olarak gördüğümüz Osmanlı-İslam medeniyeti çizgisini merkeze alarak günümüze bakmaya çalıştık. Bunu yaparken, “Medeniyet algımız bugünümüze, geleceğimize ne söyler? Ne söylemeli?” sorularını sorduk. Bu sebeple dosya konumuzu “Medeniyet ve Şehir” olarak belirledik.

Bu sayıda sizleri “Şehir medeniyetin aynasıdır.” düşüncesiyle kaleme alınmış mezarlıklar üzerine bir yazı karşılamaktadır. İlerleyen sayfalarda klasik dönemde şehir anlayışından, modern dönemde medeniyet tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede şehir ve medeniyet konusu ele alınmaktadır. Bugün bilimsel süreçten koptuğumuza dair tartışmalara ise şehirde gelişen bilimsel süreçleri inceleyen bir yazımızın dışında modern şehir tartışmalarına dair yazılarımız bulunmaktadır.

Ayrıca bu sayıda sizlere “Şehirde Neler Oluyor?” isimli bir bölüm ile dosya konumuzla ilgili kitap, belgesel önerileri ve yapılan sempozyum, konferans gibi programların içeriklerine dair ulaşabileceğiniz kaynakları sunmaya çalıştık.

Son olarak mazlum Müslüman coğrafyaların sesini Türkiye kamuoyuna duyuran, Keşmir’in Arakan’ın, Kudüs ve Doğu Türkistan’ın onunla ses olup, ses verdiği ve bir neslin -ki içlerinde ben de varım- yetişmesinde dergi ve gazete yazılarıyla destek olan, yakın zamanda kaybettiğimiz Akif Emre’yi de yakın dostu ve çalışma arkadaşının kaleminden çıkan bir yazı ile yad ettik. Allah rahmeti ile muamele etsin.

Umit Gunes

Yayın Kurulu Üyesi

Abdullah Karadağ

Yayın Kurulu Üyesi

Enes Aluç

Yayın Kurulu Üyesi

Fatih Gündoğan

Yayın Kurulu Üyesi

İbrahim Taşdemir

Yayın Kurulu Üyesi

Henüz eklenmemiş